28 Kasım 2010 Pazar

YAĞMUR KOKUSU



Yağmur vuruyor pencereme,
küçük bir kuş üşüyor.
Ilık, tuzlu, hüzün kokulu
gözlerinin sağanağında,
avucumu uzatıyorum sessizce
incinmiş yüreğine!
Hüznünü yüreğime katıyorum…






Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
06.04.2005 / Çarşamba
         00.15

YAĞMUR




Dışarı da yağmur mu var ne?
Pencereden yaşama bakıyorum,
güneş ışıl, ışıl…
yağmur ne gözlerimde, ne de yaşamımda,
sağanak olmuş akıyor yüreğim!


Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
21.06.2002 / Cuma
    Niğde / 19.52


“VAR” MISIN?..

Duyumsar mısın
Yaşadığım acıları?
Dostum musun?
Dost dediğin yanında olmaz mı insanın?
Sevdiğim misin?
Ben sualsiz severim her şeyi…
Ama sevinin her türlüsünde,
Yanında değil midir sevdiğin?
Dostun, kardeşin, aşkın!
Ağlamak isteyip de,
Ağlayamamak nedir bilir misin?
Yorgunum!
Bunca sorunum arasında
Omzunu verir misin?..

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
  20.09.2004 / Pazartesi
                01:30




ÜÇ NOKTA

...
Bakışlarının derinliğindeki kızıllık nerde
Akmak vardı okyanus boyu gözlerine şimdi
Boğulmalıydım sınırsızlığında
Dalgalarında sıçradıkça derinleşen damlalarında
"Oysa" diye yarım yamalak kalması tümcelerin
Yakılmış bir kitap gibi yarım kalması, artık
Yaşanmayacak olan öykülerin...

Yarım kalan bir öykü bizimkisi bu şehr-i'stanbul'da!

Elimizde birer kutu bira
Salacak'ta olmak vardı seninle
Beyoğlu'nun o taşlı sokaklarında
Gecenin herhangi bir saatinde,
                                              herhangi bir bar'da...

Oysa...
Tümceler yarım
Şiirlerim hep eksik kalacak bundan böyle.
Yüreğimin bir yarısı çürüyecek hiç durmadan!
                                                                 ...

Sonra?
Sonrası yok işte
Hepsi üç nokta ardında...

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
18.12.1998 Cuma


UZAKLAŞIP GİDEN

"Gözlerine derinden ne zaman baksam,
Hep uzaklaşıp giden yalnız bir adam."
Metin Altıok
(Aykırı Sevda Sözleri'nden 18.)

Gözlerine derinden bir bakabilsem
Ya da o kaçan gözlerimi yakalayabilse
yakalamak istese
Bulacaktır
Yeniden yaşama tutunan bir kadın.
Yoksa kadının günleri
olacaktır bugün gibi;
yalnız bir kadın, hep uzaklaşıp giden.


Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
Ağustos - 1999 
                                                                       
                                       

                                   
                                  

UYKU

Sevdam sustu uçamadan,
Gecenin karanlığında serçem ölüverdi.
Kapattı minik gözlerini
                        açmak istemedi sanki.
badi parmağımla dürttüm serçemi
hadi kalk, şimdi uyuma vakti değil
buz gibi oldu bedeni,
                        yüreciği buz gibi...
Kımıldamadı bile minik serçem,
olduğu yerde uyuyuverdi,
                        uyanamadı bir daha.


UYANIŞ

Puslu yolların çıkmazında,
bilinmezime akarken kendimi buldum.
Kendime aktım,
yaşamı buldum.
Akışındayken yaşamın, çeperden düştüm
dibe vurdum.
Yürüdüm çakıltaşlarında yalınayak,
acıyı soludum.
Dibe indikçe varoluş sebebimi sordum,
Nirvana’da uyandım,
Tanrı’mı buldum…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
25.04.2006 / Salı
         23.30



UNUT-UL-UŞ

Yitik hafızam
tozlu raflarda ararken anıları,
zamanın onmaz sancıları içinde,
kendimi unuttum.
Beteri;
herkesin hüznünü hüznüm bilirken,
hüznümde unutuldum…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
08.03.2006 / Çarşamba
              00.15



UNUTMA!

Ölüm;
insana susulmuş bir armağan,
hak etmek için yaşamalısın!

Yaşam yalan,
asıl olan ölüm.
derin bir uykudasın şu an,
sabret!
gün gelecek bitecek bu sürgün,
uyanacaksın gerçeklikte.

Elbet bir gün bitecek bu kâbus,
huzura ereceksin.
Yüreğini arındır küçüğüm,
nasıl olsa bir gün gideceksin.

Şu an dersen unutma,
yarım kalmakta var
ölümle yaşam arasında sıkışmaktan beter!
Yalana uyanmak istemezsin yeniden,
soğuk, beyaz boyalı bir oda da.

Uyu küçüğüm uyu,
ak zamana.
o an geldiğinde
zaman senin için duracak,
benliğine huzur yayılacak
unutma!

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
 29.01.2006 / Pazar
          21.25


UMUDA

Karanlık bir yolda ilerlemekteyim,
Yavaş yavaş.
Korku dolu bakışlar,
ürkek adımlarla.
Yanımda bildiğim herkes,
bir yerlere sığınmış,
tek başına yürüyorum bu çıkmazda.

Ne dost bildiklerim yanımda şimdi,
ne de sevdiğim…
yalnız, karanlığın sonundaki yıldızı gözlerim.
Gün gelir uzanır elbet ellerim,
küçücük bir ışık saçan,
                                       kocaman
                                              mutluluğa…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
26.06.2001
Niğde / 00.40

Tümcelerimiz Yaşadıklarımız Kadardır

Sarı sokak lambalarının
suni aydınlatması altında
asfalt yoldaki arabaların
akışıdır yaşamlarımız.
kırmızı farların tedirginliğinde
bir yanımız gaz da,
diğer tarafımız hep fren de…

Doğru frekansı bulmaktır asıl olan
ama zordur.
ya istediğin müziği ruhuna işleyemezsin
ya da cızırtılar arasında
müziğini yitirirsin…

Ölüm;
son sürat basarken gaza,
ruhunun notalarını bulduğun an’da
çıkar karşına!

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
Haziran - 2005 / Otobüste…













TÜKENİŞ




Çok mu hızlı tüketiyoruz zamanı dersin
yoksa zaman mı hızla akıp geçiyor?
Sigaram tükeniyor ateşinde,
odayı sarmalayan dumanı
bir de külleri kalıyor geride
hiç sönmeyen ateşin artakalanlarından!
İçime çektiğim her solukta sen varsın.
Senden artakalanlarla,
tüketiyorum an’ları…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
06.01.2004 / Salı
00.00

TRAGEDYA

Ve perde!
Kendi yaşantımızın trajikomik öyküsü
her şey yerli yerinde
oyuncular,dekor,senaryo...
peki seyirciler nerde?
Hey sizler! Evet evet siz...
şu satırlara boş boş bakanlar,
neden korkuyorsunuz?
Zor mu geliyor kendi tragedyanızı izlemek,
yoksa geçmişinizi mi kurcalatıyor size?
Hayır canım size öyle geliyor,
korkmayın gelin!
Geçmiş sizi pişmanlığın karanlık kuytusuna sokmaz.
Neden pişman olasınız ki;
isteyerek kirletmediniz mi yüreğinizi?
Şimdi bunca zamandan sonra vicdan azabı çekmek niye?
Korkmayın, bir tokat gibi inmez suratınıza
Gerçekler!
Her zaman haklı değil miydiniz zaten,
her zaman haklı değil miydik???
Hepimiz haklıysak eğer neden bu korku?
Siz unutun şimdi geçmişinizi,
benim tragedyalarımı izleyin!
Yoksa tragedyalarım oyunlarınızı mı çağrıştırıyor size?..

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
25.04.1997 Cuma / 07.03.2006 Salı

ŞİZOFRENİ

Küçük bir çakıl taşı yuvarlandı otobüste,
üzerime yürüyen bir örümcek sandım önce.
Buna psikolojide "algıda yanılgı" denir.
Aniden her yeri örümcek kaplamış olarak düşündüm,
insanlar panik içinde bakarken bana
çığlık atarken düşledim kendimi
-sessizliğimin sesine gülümserken hafifçe-
farkındalığımın huzurunda
izledim taşın çakıl simetrisini(!?)
Olmasa "algıda seçiciliğim"
psikolojideki tıbbi terimim
deli koyacak yeri kalmayan bir
-şizofreni...


Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
22.11.2008
Otobüste / 19:30

ŞİİRSİZ OZAN

Kalemim bile korkak
Sözcüklerim kayıp
Elim titrek, beynim uyuşmuş
Ölüyken nefes almakta neyin nesi?!
Bu bir anlamsız sözcükler hikâyesi
Bulmacanın bir cümlesi
Paramparça puzzle’ın parçası
Dibe vurmuş cesedin, şişkin bedeni
Kırık, yarım, yılgın hayatın
başlangıcı olmayan bitimi…

Neyin nefesi bu
Alışkanlıkla yakılan her sigaranın
Zehirli dumanı
Acıya alışmanın mazoşist gelgitleri
Deliliğin ince çizgisi
Silik ayak izleri
Öfkeyle söndürülen izmarit birikimleri…

Hüzünlü şarkıların bitmez döngüsünde
Huzurken aranan
Alışkanlık acıya vurdu.
Ölümün soluk ritminde,
Şiirsiz ozan’ın portresidir yaşam…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
27.07.2005 / Perşembe
               00.30








SÜRPRİZ

Küçücük bir pırıltıdır
                                    yaşamın gizi!
Saklanırken kuytu köşelerinde
                                    yalnızlığınla,
boğulurken girdaplarda,
ruhun kopuk notası aranırken,
zamanın saniye ile kesiştiği bir an’da,
kaybettiği oyuncağını bulan çocuğun
gözlerindeki parıltıdır
                                    mutluluk…
Yüreğine ezgi kondurana,
sımsıcak bir sarılıştır!..

Mutluyum zamanın tam da
                                    şu an’ında,
şaşırtırken bir yüreği.
                                    var mı daha güzeli,
bir insanı mutlu etmekten başka!..

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
 15.02.2006 / Çarşamba
         12.15 / AKM


SÜRGÜN

Sürgün yağmurların bir damlasıyım.
Sağanak halde boşalmışız dünyaya,
haberim yok!
İsteyerek mi seçtim bu yaşamı
hatırlamıyorum (!?)

Yitik hafızamın
         kayıp coğrafyalarında
kimsesizliğimi sorguluyorum.

Rüzgâra karşı
         sönmemek için direnen
erimiş bir mum gibiyim.

Sperm damlasıyla
         düşüp ana rahmime
her gün sancılarımla doğuyorum.

Bırakmaya çalıştığım
         sigaramın son nefesinde
zehrin tadını damağıma kazıyorum.
Yaşamın ruhuma kattığı
bu son zehir değil,
                               biliyorum.

Acı bir gülümseme yayılıyor yüreğime
Umudum yarınıma kaldı,
Artakalan umutlarımla
         artıkları biriktiriyorum
                 kartpostallar yerine…

Yarım bir şiir yazıyorum yine
Tümcelerini hiçbir an tamamlayamadığım,
tamamlayamayacağım.
Firari cesaretinde
         sürgün verir yüreğim.
Bedenim;
         papatya tohumunun gizidir…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
14.08.2005 / Pazar /  Paşabahçe / 00.40











SONAT

Kent geceye dönüyor yüzünü,
sağanak küfür yağıyor, Arnavut kaldırımlı sokağa.
Kentin en uzun ve yokuş soluğunda,
tiz sesli anne martının histerik çığlığı yankılanıyor
kulak zarına. sokak lambasının cılız ışığında,
silik bir hayat tutunmaya çalışır
karanlık kentin en uzun sokağında,
tiradı tamamlanmamış oyundaki martının sonatına…

Nihal Küçükdönmez
Aralık – 2007

SON MEKTUP

Sana yazdığım son mektubum elimde,
İlk ve son mektubum!
Hani sana hiç veremediğim,
söz edemediğim.
her bir satırı az önce yazmışçasına aklımda,
sevdan nasıl da alıp sürüklemişti yüreğimi…

Seni yeniden göreceğim hiç aklıma gelmemişti,
oysa aynı şehr-i’stanbul da solumaktaydık bu nefesi.
yıllar ne çok şey alıp götürmüştü bizden,
iki suskun yabancıydık şimdi.

Tuhaf bi yabancılık
sahiden karşımdaki sen miydin?
hayır, bu sen olamazdın!
o yaşam yüklü adam nerdeydi?
Yine de yüreğimde bir şeyler kımıldandı,
nasıl da elimden kayıverdi bir bardak çay?
sanki yüreğim akmıştı masaya.

Şimdi yıllanmış hüzünlerin ardından,
çoktan kaybettiğimizi görüyorum birbirimizi.
Yalnızca içimde hep o çocuk yaşayacak
acısı yıllar önce dinmiş,
alevinden artakalan közler, rüzgâra karışmış
bir tek gülümseyerek anımsadığım
anısı kaldı bu sevdanın;
ilk aşkım, ilk sevdiğim, ilk göz ağrım…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
17.11.2001 / Cumartesi
              23.45 

PS: Seni son kez gördüğüm 10.11.2001 – Cumartesi gününe…

SİLUET

Dinmez yağmurlar bu sonbahar gecesinde
mevsimler gelir geçer.
Ben ki eylül çocuğu
anam hüzünlere gebe kalmış başak tarlasında.
Hayat bereketini esirgemez hiçbir an,
umuda inat sağanak yağmurlardan sırılsıklam
                                                           benliğim,
her yeni gün, doğum sancılarıyla çığlık çığlığa
                                                            yüreğim.

Bir ebe çeker bacaklarımdan
koşmayı hayal bile etmedim,
ama yalan değil bu yaşam yolunda
topallamadan yürümeyi isterdim
attığım her adımda
yürümeyi yeni öğrenen bebek gibi
                                                           düşüverdim
kulaç atmaktan vazgeçtim, kendimi bıraktım boşluğa

sessizce izliyorum şimdi
soluksuz kalmış siluetimi…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
31/ 01 / 2007 - Çarşamba
20:30

Yaş-lı Çocuk

Burcu ALP ÖZTÜRK'e

Yaşlı bir çocuğum ben

büyüyemedim

hayata karşı

zaman neyi değiştirir ki kardeş

yüreğimin gizinde bulursun

ancak beni

elbet istersen…



Herkese açılmaz dehliz denizlerim

öyle bir coğrafya ki

sabır ister keşfi.

bazen çıkmaz bir labirentte

bulursun kendini

dolanır dolanır aynı noktaya gelirsin

oysa geçtiğin yollarda


bembeyaz kırçiçekleri serilir ayaklarına

görebilirsen tabi…

bakmakla görmek arasındaki fark bu

bakmakta değil

keramet

görebilmekte dehlizi.



Paramparça yüreğimdeki

küçücük

umut ışığı

sımsıcak sarmalar hayatı sevice

dost ki boşa sarf edilecek

sözcük değil

paylaşılmadan yaşamlar

çabalamadan, ırak çorak çöller

aşılmaz


sınırsız okyanusa varılmaz

istersen,

görürsen, yaşarsan

tarihi kalıntılarımdaki çorak coğrafyalarımın

ardındaki sınırsız maviliğe ulaşırsın…

Sonrası bize kalmış!



Asıl

“biz” olabilmekte hayat


paylaşabilmekte solukları güvence

bir

kadeh beyaz şarabın sunduğu keyifte

hüzünlü bir anı’nın bulduğu omuzda


varabilmektir keşf-i diyara…



Kurulan her tümce

yapıtaşlarımızın temelidir.

düşünülerek

oluşturulmalı simetri

milimetrik ölçümlerle kurulu piramitlerin

kimyasını bilemem ama

edebi eserlere ilham kaynağı olmuş

bir

muammadır hala


gizemli bir coğrafya

keşfedildikçe yeni

keşiflere gebe…



yaşlı bir çocuğum ben

büyüyemedim hayata karşı

oysa iç denizlerim öyle kocaman ki

inebilirsen derinlerine


yağmurların ardındaki toprak kokusu

yayılır bedenine

küçücük bir papatya tohumu filizlenir

soluğunla

yetiştirirsin

ve zamanla hayata karşı da büyümüş (?)

yaşı olmayan

yüreğime ekersin…



Sonrası sana kalmış!



Nihal Küçükdönmez

30.09.2005 / Cuma