25 Kasım 2010 Perşembe

LEŞ KOKULU SÖZCÜKLER

Satırlar düşer parmak uçlarımdan,
Suskunluğu anlatır kelimeler
Oysa okuru yoktur yalnız şiirin.
Sonsuzluğa yazılı kurumuş gözyaşıdır,
Ozanın bakışlarında noktalanan.

Bomboş, anlamsız bir hiçlikte varolan
Suskun harflerdir
Beyaz kâğıtların ardında
saklı kalan.

Sözcükler anlamını yitireli
Hüzünlü sessizliğin ortasında
Çağlar, tuhaf bir huzurla keman.
İnceden ağıt yakılır suskunluğa
Ozanın kelimeleri kanar.

Leş kokulu sözcükler
Yüreği yorar.

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
17.08.2006 / Perşembe
22:02 

               


                     

KRAL ÇIPLAK


Maskeli balonun çıplak kralıyım,
dost sandıklarımın içi boşaldı.
Çocukluğumu gömdüm
küçük bir papatyanın yanına,
üzeri kır çiçekleriyle örtülü.

Ruhum soluksuz mumya kalıntısı,
yaşsız bir yürekte uyuyan.
Ölü bir çocuğum şimdi ben
kimsesizliğiyle yıkanıp,
sessizliğinin tabutunda gömülü olan.

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
12.11.2006 / PAZAR
 

KORDON


 

Hala ceninim ana rahmimde
Sabah 08.30’a kadar doğabilir miyim
Sil baştan hayata?
Yoksa kordon mu dolanır, yine boğazıma
Soluksuz mu yaşarım?


Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
 17.09.2005 / Cumartesi
     Evde… /      02.30

KİMSİN?

Kimsin sen
aradığım adam             
çaresizlikler içinde seni düşünürken ağladığım
düşündüğüm kimsin
bir zehir gibi vücuduma girip, canımı yakan...

Kimsin sen kim
duygusal bir melek; iyilik meleği
ya da meleklerin en kötüsü; bir şeytan
beynimi yiyen adam
sonsuz sevgimi adadığım insan.

Kimsin
çık ortaya, anlat bana kendini
gerçek yüzünü göster
seni tanımıyormuşum, tanıt bana kendini.

Aranıyorum;
sağa bakıyorum, sola bakıyorum
aşağı koşuyorum, yukarı koşuyorum
saatlerce yürüyorum bazen
delirmiş gökyüzünün altında
bulamıyorum,
bulamadığım
kimsin?

Yüreğimde bir acı
kimsin
kanıyor ne bıçak ne kurşun yarası
kimsin
yüreğimi kanatan
kimsin?..


Bir fidan yeşermiş yüreğimde
fidanı eken
                  -sen
kimsin
fidan büyümüş, ağaç olmuş
ağacı yıkan
                  -sen
kimsin?..

Çekip gitmişsin bir anda,
gelip yüreğime girdiğin gibi.
yüreğimi aldatan
                 -sen
kimsin?..

Başıma papatyalardan taç yapan
                                                 -sen
sırtımdan kırmızı gül hançerini sokan
                                                 -sen
sen hem sever görünen, hem lanetleyen
sen hem sevdiğini söyleyen, hem küfreden
beni çaresizliklere gömen
                                      -kimsin sen?

Kucak dolusu umut veren
nefes alırken beni toprağa gömen
aldığım nefesin yaşam olmadığını gösteren
yaşantımın kaynağı
kimsin?..

Bir anda çok eski bir tanıdık,
bir yandan yanımdan geçen bir yabancı
çok yakınımdayken çok uzağımda olan,
ulaşamadığım
kimsin?

Yıllanmış şarap gibi
yıllar güzelleştiriyor geçmişi
sen hem geçmişim, hem geleceğim
bir aştığım, bir kovaladığım
yakalayamadığım
kimsin?

Kimsin sen kim
sen yüreğimi ağlatan
sen mantığımı yok eden
sen beni çaresizliklere gömen
sen sevme duygusunu tattıran
sevmeyen!
sen en sevdiğim
                          gel...


Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
     23/24/25.02.1997
Pazar / Pazartesi / Salı

KİMSESİZLİĞİMDE

Bedenime ağır yüreğimin
Derinliklerine iniyorum sessizce,
okyanusun orta yerinde
gel-git’lerde!
Kimse alıp savurmuyor özgürlüğüne
Tanrı bile…
Kimsesizliğimde boğuluyorum!..

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
   18.04.2005 / Pazartesi
                  22:10

KEŞF-İ DİYAR

Bir puro yaktım hayata
Yağmurlu eylül akşamında
Müziğin ritmik atışlarında
Coğrafyalarımın keşfindeyim.

Sınırsız çölün ortasında
Masmavi okyanusta yüzmekte bedenim
Düşlerin zirvesinde
Huzuru arar yüreğim.

Dostluğun sıcak iklimlerinden geçtim
Sevi’nin hüzün sağanağında yıkandım
Minik bir papatya ektim çorak tarlama
Öğrenemedik büyümeyi, savrulduk
Hazan rüzgârlarıyla…

Keşfedilmemiş kentlerim yangın yeri
Küllükte söndürülmüş iskeletleri
Bitiş noktasının başlangıç an’ında
İnadına umutla,
Hücrelerimi oksijenle damıtırım.

Şimdi yeniden doğma vaktindeyim…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
03.09.2005 / Cumartesi
               23.20









KENT-İ’STANBUL


Boğazın ortasında,
Takaların arasında,
Ay’ın aksi düşer ayakuçlarıma.
Işıl ışıl bir kent karşımda!
Yaşam geceye akıyor
Sarhoş nidaları,
Genç kız edaları,
Tavernaları, barları…
Dingin kıyı kasabasından
Kentin yüreğini solumaktayım.

Bu kent ki;
Geceye vurur yüzünü
Saklar yürekleri.
Gecenin kuytusunda
Bir yürek kayar, yıldızların arasından
Düşlerinden bir dilek tutarsın.
Bir damla gözyaşı değer, denizin tenine
Ürperiverir bedeni,
Sonbahar rüzgârıyla
Dalgalanır yüreği…

Ezanın mistik ezgisiyle
Bir kadeh şarapta
Huzuru arar gece.

Senaryosu eksik,
Kısa metrajlı hayatların müziği ile
Uykuya saklanırken ay,
Düşlerin bitiminde
Umut yıldızlara bölünür,
Kaybolur bulutların ardından.

Kent hüzne akar...

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
    09.09.2005 / Cuma
Beykoz Balıkçısı / 21.25









KALAN




Yorulmak bilmez yolların çıkmazında
Akıp giderken yaşam hızla,
Hızla akıp gider zaman yaşamımızdan.
Geride kalan
Anılarla yüklü,
Kocaman bir hüzündür yalnızca…


Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
07.12.2001 / Cuma 
Niğde Seyahat - Otobüste
20.45

24 Kasım 2010 Çarşamba

İZ

                                                        Burcu Alp Öztürk'e

Aşk yürekte saklı bir yara şimdi.
Giden; savrulurken yeni coğrafyanın keşfine,
bilir oradan da gideceğini.
Kalan; yaralı aşkına sürgün,
hala matemini tutar gidenin.
Kalan acı bir gülümseme, özlem,
hüzün kokulu sağanak şimdi.
Giden; ıslanırken firari coğrafyasında,
bilmez kalanın yağmurlarında yıkandığını.

Kabuk tutarken yara,
yalan aşkı kanatır.
Kalan; kapanmaz yarada kanar şimdi.
Giden; karlı yollarında,
iz bırakmadan yürüdüğünü sanırken,
Kalanın ruhunda saklı,
silinmez bir iz şimdi…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
15.02.2006 / Çarşamba
       18.45 / Evde…


İSYAN

Çığlıklar sarıyor dört bir yanı
Şahinler dolanıyor leşlerin etrafında
Bir haykırış,
                    bir çığlık,
                                    bir isyan...
Sağır olmuş kulaklar.

Araziler uçsuz bucaksız,
çöl araziler.
Çatlamış toprak gebe olacağı günleri
düşler,
sularla sevişirken doğuracağı fidanları,
küçük fidanların meyve veren ağaçlara
dönüşümünü...
Suyu bekler büyük bir umutla
gelmeyeceğini bilerek.
Bekler yine de toprak,
Kanayan gövdesini suların yıkayacağı
günü.

Gökyüzünü bir grilik kaplamış,
Ne siyah ne beyaz öylece kendi halinde
Bulutlar ilerliyor yavaş yavaş
Ya da bir gezegen ilerliyor
Ölümün sessiz çığlıkları arasına.

Savaş var etrafta!
Kan kokuları yayılıyor buram buram.
Derin bir soluk alıyor nefes borusu,
Bir köşede kusmuk kalıntıları,
Yığılıp kalan, çürümüş et parçaları.
Susturulmuş sözcükler,
Korkulu gözlerle seyrediyorlar olanları.

Dağlar cesareti rehin almış,
Yalan dolanıyor suskun sözcükler de.
Hafif bir esinti yıkıyor dağları,
Bu acı dayanılacak gibi değil,
Dayanılmaz sancılar arasında
Nehirler kan akıyor.

Kuşlar göç ediyor diyarlarından.
Kanadı kırık kuş, annesinin gagasında,
Babasını düşünüyor, bilmediği diyarlarda
Zaman özlemi arttırıyor,
Toprağa bir damla yaş düşüyor.
Daha da umutlanıyor toprak,
Gebe kalacağı günlere dair.
Yağmura hediyeler hazırlıyor,
Anaç duyguları kabarıyor,
Fidanlarını düşlüyor
Düşler büyüyor,
                         büyüyor,
                                        büyüyor...

Bir çığlık yükseliyor bulutlara,
Toprak düşlerinden uyanıyor.
Şaşkın gözlerle gökyüzüne çeviriyor kafasını,
Sonra ellerine bakıyor
Kırmızı!
              Kan kokuyor elleri
Kucağında kanadı kırık kuş yavrusu...

Yağmuru düşleyen toprak, ağlıyor
Hıçkıra,
              hıçkıra.
Yer yarılıyor,
Geride kalanlar umursamazlıkla
Ya da susturulmuşluğun çaresizliğiyle,
Toprağı da yolcu ediyorlar
Sonsuzluğa...

Bir kahkaha duyuluyor ardından,
Toprak ilk defa umarsızca gülüyor;
Geride kalanların gitme vakti geldiğinde,
Ölü bedenlerini kucaklayacak
Kimsenin kalmadığını bilerek.

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
31.03.1998 Salı / 16.05.2006 Salı
     18:40          /        16:10


İSTANBUL

Bunca güzellik ve çirkinlik
iç içe değildir hiçbir şehirde
bir tek sende sevişir
güzellik ile çirkinlik
gerdanı öpülesi
ağzına sıçılası
İSTANBUL

18 / 01 / 1999 - Pazartesi

İNSANCA YAŞAM

Dağın zirvesine ulaşmanın mutluluğuyla
yaradılışın büyüsüne kapılmışken
ansızın yere çakılmış olarak
bulur kendini
                        insan!
Çünkü ne istediğini bilmez
unutur geçmişini
zaman affetmez
hırsının gölgesinde kayboluverir.


Dağın eteklerinde amacına ulaşmanın
                                             umuduyla
yere sağlam basmanın
                                     bilinciyle
bir kaplumbağa misali ilerlemektir
                                             yaşam…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
19.12.2001 / 21.03.2006
Çarşamba  /      Salı
  20.45      /     15.20

İM-L-A KILAVUZU

(Dilbilgisinden ibaret yaşam,
A'dan başlar, nokta ile sonlanır.)
Arada parantez açılır, yaşanır
Parantez kapanır.
Virgüller girer kitaba ardısıra
noktalı noktasız
iki noktalı günlerde yaşanır,
ama nokta teke indi mi!

Aman dikkat ünlemler var arada
Hele beyni kemiren işaret "?"
İşte o zaman dolanır durursun
cevapsız bir bulmacada...
Üç nokta ardında kalan
                                    yaşam
A ile nokta arasında
                               yiter
                                      gider
                                               biter

Ya da başlar gerçekten
Kırık bir ezgi gibi kalan
üç noktanın ardından.
Ve tümceler susar,
                            konuşan artık
                                     - nokta-
iki çizgi arasında sıkışan.

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ 
04.11.1998 / 20.03.1999 / 13.03.2006
Çarşamba    Cumartesi      Pazartesi
                                 
                            

İLMİK

Kırık bir yarım kalmışlıkta
düğümlenirken boğazıma tümceler,
anladım ki düğümlenen yaşamımdı.

Geçen her an’a bir ilmik attım
daha sıkı sarılabilmek için yaşama,
anladım ki attığım her ilmikte
yalnızca kendimi çözüyordum (!)

Öylesine çözmüşüm ki benliğimi,
şimdi gözyaşlarım ilmik ilmik
düğümlenir yüreğime…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
14.06.2005 / Salı
00.08















İKİLEM

Canımdan öte sevdim sizi,
işte salt bu yüzden bile,
başarabilmeliyim gitmeyi
ya da hüzün bulaştırmadan üzerinize
uyuyabilmeyi.

Ama ya ikisini de başaramazsam?
bu soluk kaldıramaz,
bunca yenilgiyi!..

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
29.01.2006 / Pazar
21. 53

HİÇ

Yaşam akıp gidiyor
                  ve ben
engel olunamaz biçimde
                  sürükleniyorum.
Ne akıntıyı durdurabiliyor,
ne dalgalarla boğuşabiliyor,
ne de sudan çıkabiliyorum!
                Neyim ben?
               - Bi Hiç?!.

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
23.04.2003 /Çarşamba     
00.00

GÜLÜMSEYİŞ

Sevdamın onmaz sancıları,
geçmişimin asi yılları,
gençliğim benim, hep yaşlı kalan
ah şu anılar, anılar…
Hoş geldiniz diyemiyorum
çünkü yoksunuz artık.
Güle, güle diyemem
hiç yolcu olmadınız ki benden.

Geçmiş ve bugün, hep aynı sancılar
Peki ya yarınlar, umutlarım
bir şiir yaratmanın ardındaki tutku…
Kelimeler sevdalarım, cümleler sevgim
şairim diyemem, çünkü daha değilim
ama bir gün… ya bir gün…

Hey benim umutlarım, yaşam tutkum
bilirim kırgınsınız ama
bari bana bir şans siz verin.
Aman katmayı unutmayın bencilliği aranıza
yaşam bunu da öğretti bana;
sevgilerim, sevi’lerim, dost bildiklerim yanında
diyelim ki yeniden hoş geldiniz
hoş geldiniz kucak dolusu
kucak dolusu gülümseyişleri
kondurarak gözlerime…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
08.04.2001 / Pazar
02:22   

GÖZLERİN

“Şimdi umarsızlık içinde oturuyorum burada bir düşüncem yok,aklımı kemiren bu yazgıdan başka”

Göksel YILMAZ / Tanrının Zamanı


Karşımda oturan
üç yaşlarındaki bir çocuğun
gözlerinin derinliklerine iniyorum
masmavi bir umutla,
inatla!
Benden sakındığın gözlerinin inadına…


Yüreğimdeki çocuğa soruyorum
Ne olacak şimdi?
Yine aynı çıkmazlarda mı bulacağız kendimizi,
Bizi tanımak istemeyen bir yüreğin ardından
baka mı kalacağız hüzünle,
Gelmeyişini mi bekleyeceğiz umutla,
Umarsızlığında kulaç atmaktan vazgeçip
Kadehlerin dalgalarına mı savuracağız bu bedeni…


Gözlerini umudun masmavi derinliklerinde arıyorum,
Çocuğun masum bakışlarında.
Gözlerinin karalığına dalıyorum,
Fıldır fıldır kaçışan göz bebeklerin-iz-de
boğuluyorum…

Nihal KÜÇÜKDÖNMEZ
30.10.2004 / Cumartesi

Yaş-lı Çocuk

Burcu ALP ÖZTÜRK'e

Yaşlı bir çocuğum ben

büyüyemedim

hayata karşı

zaman neyi değiştirir ki kardeş

yüreğimin gizinde bulursun

ancak beni

elbet istersen…



Herkese açılmaz dehliz denizlerim

öyle bir coğrafya ki

sabır ister keşfi.

bazen çıkmaz bir labirentte

bulursun kendini

dolanır dolanır aynı noktaya gelirsin

oysa geçtiğin yollarda


bembeyaz kırçiçekleri serilir ayaklarına

görebilirsen tabi…

bakmakla görmek arasındaki fark bu

bakmakta değil

keramet

görebilmekte dehlizi.



Paramparça yüreğimdeki

küçücük

umut ışığı

sımsıcak sarmalar hayatı sevice

dost ki boşa sarf edilecek

sözcük değil

paylaşılmadan yaşamlar

çabalamadan, ırak çorak çöller

aşılmaz


sınırsız okyanusa varılmaz

istersen,

görürsen, yaşarsan

tarihi kalıntılarımdaki çorak coğrafyalarımın

ardındaki sınırsız maviliğe ulaşırsın…

Sonrası bize kalmış!



Asıl

“biz” olabilmekte hayat


paylaşabilmekte solukları güvence

bir

kadeh beyaz şarabın sunduğu keyifte

hüzünlü bir anı’nın bulduğu omuzda


varabilmektir keşf-i diyara…



Kurulan her tümce

yapıtaşlarımızın temelidir.

düşünülerek

oluşturulmalı simetri

milimetrik ölçümlerle kurulu piramitlerin

kimyasını bilemem ama

edebi eserlere ilham kaynağı olmuş

bir

muammadır hala


gizemli bir coğrafya

keşfedildikçe yeni

keşiflere gebe…



yaşlı bir çocuğum ben

büyüyemedim hayata karşı

oysa iç denizlerim öyle kocaman ki

inebilirsen derinlerine


yağmurların ardındaki toprak kokusu

yayılır bedenine

küçücük bir papatya tohumu filizlenir

soluğunla

yetiştirirsin

ve zamanla hayata karşı da büyümüş (?)

yaşı olmayan

yüreğime ekersin…



Sonrası sana kalmış!



Nihal Küçükdönmez

30.09.2005 / Cuma